|
Tanıtım: Selma MİNE
Bilimkurgu yazarlarının bir bölümü (özellikle hard-science fiction dışındakiler) parapsikoloji ve varoluş üzerinde değişik eserler vermişler ve yaradılışı, melekleri ve Tanrıyı kendi açılarından yorumlamışlardır. Bunlardan biri de Philip José FARMER'dır. "Venus on the Half-Shell" (1975) adlı yapıtını, "Kilgore TROUT" adıyla yayınlamış, 1988'den sonra gerçek adını kullanmıştır.
Adam ve köpeği, kadim dönemlerden beri gelen bir şifredir ki romanda Simon ve Anubis (Mısır'da Hikmet ve Ölümsüzlüğün Tanrısı) olarak karşımıza çıkar; ki baykuş da Tanrıça Artemis'in omzunda oturur ve bilgeliği simgeler. Adam'ın ezoterik sembolü "güneş/ akıl", köpeğinki ise "merkür/ ilham"dır. "Tufan" ise, son hızla inen denetimsiz bilgi sağanağıdır. Tufan sonrası üçünün birlikteliği, "akla gelen bilginin ilhamı" şeklinde çevrilebilir.
Philip José FARMER, eser boyunca Simon'a yani akla, Tanrı'yı ve niçin evreni yarattığını sorgulatmaktadır. İlk yaratılan gezegende karşılaşılan hamamböceğimsi yaratık; bilim adamlarının "hamamböceklerinin" milyonlarca yıldır değişmeden varlıklarını korudukları ve her şeyin atası oldukları tezinin bir uzantısı gibidir. "Hoonhor" denilen uzaylı ırk ise, dünyaya elli bin yıllık yolculuklarıyla haberci meleklerin (Cebrail'in) gelişini anımsatmaktadırlar.
EVREN BİR ŞAKA MI? - Turan DURSUN
Gelecek yüzyıllardan birinde, Simon Wagstaff'ın sevgilisi ile birlikte büyük piramidin tepesinde yaptığı piknik, ani bastıran yağmurla berbat olur. Daha da beteri, tufan öylesine bastırır ve seller o denli hızla yükselir ki, sonunda piramit de sulara gömülür. Bir mumya ile sürüklenen tabuta tutunur. Derken bir köpek (Anubis) ve bir baykuş (Athena) ona eşlik etmeye başlar. Sonuçta sular çekilir ve bataklığa gömülmüş Çin yapısı bir uzay gemisi "Huwang-Ho" ile karşılaşırlar. İçindeki yiyecek deposu, bulunmaz hazinedir. Bu arada tufan öncesi dünyaya dönmüş yüz elli yaşında bir uzaylı kaptan, ölmeden önce, bu olayı "Hoonhor" denilen bir uzaylı ırkın yaptığını anlatır.
Sf:46
..... Hoonhorlar bir trilyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiden geliyorlardı. Evrenin belki de en özverili ırkı sayılırlardı. Kendileri için epey hayırlı işler yapmış ve herkesi bundan yararlandırmayı karar vermişlerdi.
"Görmeye dayanamadıkları bir şey varsa, o da bir ırkın kendi gezegenini tahrip ediyor olmasıdır. Çevre kirlenmesi gibi, anlayacağın. Böylece bu tür yerleri araştırıyor, bulunca da temizliyorlar.
-devam-
|