|
TEYP KASETLERİ
Haldun AYDINGÜN
-devam-
"...Gözümü kapadığımda seni çok net görüyorum, açtığımda ise içerden annenin bağırışlarını duyuyorum. En küçük kızım olduğu için, en şımarığı da annendi. Ders çalışacağım diye eve bir sürü gürültücü çocuğu doldururdu... Bense onun büyüyüp, genç bir kadın olmasını, evlenip seni doğurmasını isterdim... Çünkü torunlarımı çok merak ediyordum. Ama belki de haklıydılar. Kabahat bendeydi. O kadar geç evlenince bazı şeylere ömür yetmiyor..."
Teypteki dedesinin sesi, tatlı tatlı anlatıp duruyordu. Kaset bittiği zaman Gülçin hemen tersini çevirdi. Kaldığı yerden dinlemeye devam etti. Annesi eve döndüğünde, "Anne, dedem sana çocuğun olursa adım Gülçin koy demiş miydi?"
"Yo hayır, neden sordun?"
"Hiiç, sadece merak ettim."
"Deden çok iyi bir insandı, yalnız son zamanlarında bir garip olmuştu."
"Nasıl yani?"
"Hep odasına kapanıp duruyordu, kendi kendine mırıl mırıl konuşuyordu."
"Neler söylüyordu peki?"
"Hiç bilmiyorum, iyice bunamıştı, onu hiç rahatsız etmek istemiyorduk, çok da üzülüyorduk."
Gülçin evdeki eski resimleri karıştırmaya başladı. Dedesinin son zamanlarında çekilmiş fotoğraflarına bakıyordu. Sonunda aradığı fotoğrafı buldu. Dedesi koltuğunda oturuyordu. Yüzünde saf bir gülümseme vardı. İşte tam yanında da teybi duruyordu. Teybin arkasında düzinelerle kaset dizilmişti. Gül¬çin teypten kendisine konuşan insanı tanıyordu artık. Anneannesine her gittiğinde bir kaset alıyor, eve getirip gizli gizli dinliyordu. Zaman geçtikçe dedesinin sesindeki sevginin de arttığını hissediyordu. Bir gün, altıncı kasedi dinlerken dedesi gene, "sessizce karşımda oturuyorsun," demişti.
Gülçin farkında olmadan, "Konuşursam beni duyar mısın?" diye soruverdi.
Kasetteki ses birden kesildi. Uzun bir sessizlik oldu. Hemen sonra yaşlı adamın sesi tekrar duyuldu.
"Aman Tanrım, seni duydum. Ne kadar sevindim bilemezsin... Hep sesini duymak isterdim."
Gülçin inanamıyordu, "Dedeciğim, beni duymana olanak yok," dedi.
"Gülçin, işte karşımdasın, dudakların kıpırdıyor, sesini duyuyorum, beni duyman imkânsız diyorsun, ama ben seni duyuyorum."
Gülçin söyleyecek bir şeyler arıyordu, teypten de ses gelmiyordu, sanki gerçekten dedesi onun konuşmasını bekliyordu. "Dedeciğim, şu anda gözlerin kapalı mı gene?" "Evet kapalı, eğer açarsam seni duyamam ve göremem, o zaman yaşadığım güne geri giderim."
Sorusuna bu kadar açık bir cevap almasına çok sevinmişti. Gülçin o günden sonra dedesinin kasetteki sesiyle karşılıklı sohbet etmeye başladı.
|
|
|
|
|
|
|
Artık anneannesine çok sık gitmiyorlar, dolayısıyla da çok fazla kaset alamıyordu. Ancak garip olan, bir ay sonra bir sonraki kasedi aldığında, dedesi de gerçekten bir ay geçmiş gibi konuşuyordu.
Gülçin fırsat bulduğunca bütün sıkıntılarını anlatıyordu. Dedesinin yorgun sevecen sesinden akıl alıyordu. Okulda ilk kez bir çocuktan hoşlandığında da dedesine söylemişti.
"Gülçin biliyor musun? Ne tesadüf, biraz önce de genç bir adam gelip annenle evlenmek istediğini söyledi. Adamı gözüm tuttu. Gerçi kimse benim sözümü dikkate almıyor ama, ben iznimi verdim. Birkaç yıla kadar annenle baban evlenecekler..."
Dedesiyle zamanın ötesinden sürdürdüğü bu dostluk Gülçin'in yaşantısının güzel bir parçası olmuştu. Sekseninci kasetten sonra, dedesinin sesinin artık daha zayıf ve hüzünlü çıkmakta olduğunu hissetti. Sonunda en korktuğu gün geldi. Elinde doksan dördüncü yani sonuncu kasedi tutuyordu. Eli bir türlü teybe gitmedi. Bu kasedi uzun süre dinleyemedi. Aylar sonra, tam on sekiz yaşma bastığı gün, dayanamayıp teybi çalıştırdı.
"Sevgili Gülçin'im, işte gene karşımdasın, ama artık seneler önce gözlerimin önüne gelen küçük kız değilsin. Çok güzel bir genç kız oldun ve işte bugün de on sekiz yaşına basıyorsun. Yani artık çocukluğun bitiyor. Çocukluğunla birlikte, zevkle sürdürdüğümüz sohbetlerimiz de maalesef bitiyor..."
Dedenin sesindeki üzüntü çok belli oluyordu.
"...Çünkü artık benim bu güzel dünyadaki günlerim de sayılı. Yıllardır herkes bana bunadığımı söyledi, kim bilir belki de haklılar, gözlerimi kapayıp kendimden geçtiğimde gördüğüm hayallerle konuşuyorum. Daha doğmamış insanlarla, dost olduğumu sanıyorum. Bunu ancak bunak bir ihtiyar yapabilir."
Gülçin'in gözlerinden yaşlar akıyordu.
"...Şimdi de ağladığını görüyorum. Yaşadığım dünyada herkes için bir hayalsin ama benim için gerçek. Bunu bilmek bana yetiyor. Allahaısmarladık yavrucuğum..."
Kasedin bundan sonraki bölümünde hiçbir ses yoktu. Gülçin ağlayarak odadan fırladı. Kapıda kuzeni Murat'la çarpıştı.
Gözyaşları arasında, "Kasetler..." diyebildi. Murat, Gülçin'in perişan haline çok acımıştı.
"Dedem seninle de konuşuyordu değil mi?" dedi.
Gülçin kulaklarına inanamamıştı.
"Sen de mi?" diyebildi.
"Evet, ben de o kasetlerden buldum, en zor günlerimde, hep onlar bana doğru yolu gösterdi. Hatta seçtiğim mesleği bile bana o önerdi. O kasetlere çok şey borçluyum."
Beraberce salonda duran dedelerinin resmine baktılar. Yaşlı adam koltuğunda oturuyordu, yüzünde çocuksu bir gülümseme vardı. Teybi de yanında duruyordu.
BAŞA DÖN
|
|