ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


SESSİZ GEZEGENİN DIŞINDA

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7

SAYFA-8

Perelandra

That Hiderous Strenght


SAYFA-3


amblem.2.k.jpg

SESSİZ GEZEGENİN DIŞINDA

Out of the Silent Planet

C.S.LEWIS

sessizgezegen.k.jpg

"Elbette ki bedenleri var. Senin göremediğin nice büyük beden vardır. Her hayvanın gözü bir şeyleri görürken başka şeyleri de göremez. Bilmiyor musun ki Thulcandra'da da nice beden çeşidi vardır?"

Ransom sorn'a katılar, sıvılar ve gazlarla ilgili Yerküre terminolojisi hakkında bir fikir vermeye çalıştı. Sorn, onun anlattıklarını büyük bir dikkatle dinledi.

"Bunu bu şekilde söyleyemeyiz," diye yanıtladı sonra. "Beden harekettir. O belli bir hızdayken bir şeyler koklarsın, başka bir hızdayken bir ses duyarsın, başka bir hızdayken de bir şeyler görürsün, daha farklı bir hızdaysa ne görür ne duyar ne koklar ne de bu bedenin farkında olursun. Ama buna dikkat et Ufaklık, orada iki uç birbiriyle birleşir."
"Ne demek istiyorsun?"

"Eğer hareket daha hızlıysa, o zaman hareket eden nesnenin neredeyse iki yerde birden olma olasılığı artar."
"Bu doğru."
"Ama hareket daha da hızlı olursa -bunu anlaman çok zor, çünkü henüz birçok sözcüğü bilmiyorsun- göreceksin ki Ufaklık, hareket eden şey ne kadar hızlanırsa en sonunda aynı anda her yerde olabilecektir."
"Sanırım anladım."

"Pekala, işte o zaman o nesne artık tüm bedenlerin üstünde olan bir şeydir - öylesine hızlıdır ki artık sabitmiş gibi görünür, öylesine somuttur ki artık beden olmaktan çıkmıştır. Ama bunları konuşmayalım. Şimdi bulunduğumuz noktadan başlayalım, Ufaklık. Bizim duyularımızla hissettiğimiz en hızlı şey ışıktır. Biz aslında ışığı görmeyiz, yalnızca onun aydınlattığı daha yavaş şeyleri görürüz ve bu yüzden de ışık bizim için sınırdır - nesnelerin bizim için çok fazla hızlı hale gelmesinden önce bildiğimiz son şeydir. Sonuçta bir eldil'in bedeni ışık kadar hızlı bir harekettir; onun bedeninin ışıktan oluştuğunu söyleyebilirsin, ama bu, eldil'in kullanacağı anlamda bir ışık değildir. Onun "ışığı" aslında bizim için hiçbir şey anlam ifade etmeyen, çok daha hızlı bir harekettir; ve bizim ışık dediğimiz şeyse onun için su gibi görülebilir bir şeydir, dokunabileceği ve içinde yüzebileceği bir şeydir - hatta daha hızlı olan bir hareket tarafından aydınlanmadıkça karanlık bir şeydir. Bizim katı olarak adlandırdığımız şeyler -beden ve toprak- ona çok daha incecik gelir ve bizim ışığımıza göre çok daha zor görülür, onun için daha çok bulut gibidir, hatta neredeyse hiçbir şeydir. Bize göre bir eldil, duvarların ve kayaların içinden geçebilen incecik, yarı-gerçek bir bedendir; ama endil'e göreyse kendisi bütün bunların arasından rahatlıkla geçer, çünkü katı ve belirli bir beden sahibi olan odur ve içinden geçtiği şeyler yalnızca bulut gibidir. Onun için gerçekten ışık olup semayı dolduran ve bu yüzden de canlanmak için içine daldığı güneş ışınlarıysa bize göre geceleyin gökteki karanlık bir hiçlikten başka bir şey değildir. Bütün bunlar çok garip şeyler değildir, Ufaklık, ama yine de bizim duyularımızın ötesindedir. Her neyse, bana bu işte en garip gelen şey eldila'nın Thulcandra'yı hiç ziyaret etmemiş olması."

"Bundan pek emin değilim," dedi Ransom. Yerküre'de zaman zaman ortaya çıkan ışıldayan ve kavranılması zor varlıklara dair -aln'lar, deva'lar" ve benzerleri - farklı insan topluluklarında yinelenen birtakım gelenekler hakkında antropologların düşündüğünden çok daha farklı bir açıklama olabileceği aklına geldi. Böyle bir şeyin tüm evreni garip bir biçimde tersyüz edeceği doğruydu, ama uzay gemisinde yaşadığı deneyimler onu bu tür bir işe hazırlamıştı.

"Oyarsa beni neden çağırttı?" diye sordu.
"Bana söylemedi" dedi sorn, "ama kuşkusuz başka bir handra'dan gelen her yabancıyı görmek isteyecektir."
"Benim dünyamda Oyarsa yok" dedi Ransom.
"Bu da Thulcandra'dan, sessiz gezegenden geldiğinin bir başka kanıtı" dedi sorn.
''Bununla ne ilgisi var?"
Sorn şaşırmış göründü. "Eğer bir Oyarsa'nız olsaydı bizimkiyle hiç konuşmaması ihtimal dışı olurdu."
"Sizinkiyle konuşmak mı? Ama nasıl yapabilir - milyonlarca kilometre uzaklıkta."
"Oyarsa bunu böyle düşünmez."
"Yani diğer gezegenlerden düzenli olarak mesaj alıyor mu demek istiyorsun?"
"Yine söylüyorum, o meseleye bu şekilde yaklaşmaz. Oyarsa kendisinin Malacandra'da yaşadığını ve başka bir dünyada başka bir Oyarsa'nın yaşadığını söylemez. Onun için Malacandra yalnız semada bir yerdir. O ve diğerleri semada yaşar. Elbette ki birbirleriyle konuşurlar. ..."

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net