|
Sf:110
... Hyoi gözlerini akıntıdan ayırmaksızın yavaşça ona seslendi:
"Suyun üstünde bize doğru gelen bir eldil var."
Ransom hiçbir şey göremiyordu - ya da kendi hayal gücünden ve gölün üstündeki güneş ışığının dansından ayırt edebileceği hiçbir şey göremiyordu. Bir saniye sonra Hyoi tekrar konuştu, ama bu kez onunla konuşmuyordu.
"Ne oldu, gökte-doğan?"
İşte o andan sonra gerçekleşen şey, Ransom'ın Malacandra'da o ana dek yaşadığı en acayip ve tekinsiz deneyimdi. Bir ses duymuştu. Havadan, sanki basının neredeyse bir metre kadar üstünden geliyor gibiydi ve hross'un sesinden, hatta kendi sesinden bile bir oktav daha yüksekti. Derken kulağındaki en küçük farklılığın bile eldil'ı görünmez olduğu kadar duyulmaz da kıldığını kavradı.
"Senin yanındaki o insanın, Hyoi," dedi ses, "onun orada olmaması gerekiyor. Onun Oyarsa'ya gitmesi gerekiyor. Thulcandra'dan, kendi türünden çarpık hnau'lar onu izliyor. Onun Oyarsa'ya gitmesi gerekiyor. Eğer herhangi bir yerde onu bulurlarsa çarpık şeyler olacak."
Hyoi, Ransom'a, hnakra denilen bir canavarı avlama törenine katılmasını önerir. Kayıklara binerek ava çıkarlar. Random, arkadaşı Hyoi ile birliktedir.
Random'un dönme kararı verecek zamanı bile olmaz. Canavar hnakra saldırır. Bir çatışma olur, kazanırlar ve canavarı sahile götürürler. Bu sırada uzaktan Weston ve Devine tüfekle ateş ederek Hyoi'yi vururlar. Random çok üzülür, kendini suçlu bulmaktadır. Edlil'in uyarısına göre, Oyarsa'ya gitmesi için ona yolu tarif ederler. Dilbilimci, hrossa'dan ayrılır.
Uzun bir yürüyüşten sonra, bir mağaraya aç ve susuz sığınır. Burada, ilk başta korkup kaçtığı çok uzun boylu, ince yapılı, insanın beden yapısını andıran ve "Sorn" denilen canlı türü ile karşılaşır. Adı Augray olan Malacandralı, "ufaklık" olarak hitabettiği Ransom'ı, Oyarsa'ya götürmek üzere beklemektedir. Zaten ilk karşılaşmalarında da, onu yakalamak için değil, Oyarsa'ya götürmek üzere yanlarına yaklaşmışlardır.
Ransom, eldil ve Oyarsa konusunda bilgilenmeye çalışır. Augray'ın tanımına göre, eldil, bir tür ışık varlıktır. Hatta ışıktan bile hızlıdır ki ışık, onun için sıvı gibidir. Bu anlatım, dönemin Tanrı sorgulayışı ile Tevrat'ın melekleri ve cinleri tanımlamalarına benzemektedir. Ünlü bilim kurgu yazarı Isaac Asimov, ışık üstü Tachon evreninden söz ederek, "bu evrende var oluşun ispatı, melekler ve tanrının da açıklaması olur" tarzında görüşlerini açıklamıştır. C.S.LEWIS, bu konuyu derinlemesine inceler görünmektedir.
Sf:130-133
"Hrossa halkına siz mi hükmediyorsunuz?"
"Onlara Oyarsa hükmeder."
"Peki size kim hükmediyor?"
"Oyarsa."
"Ama siz hrossa halkından daha bilgilisiniz değil mi?"
"Hrossa halkı şiir yazmak, balık avlamak ve toprakta bir şeyler yetiştirmek dışında hiçbir şey bilmez."
"Peki Oyarsa - o bir sorn mu?" '
"Hayır, hayır, Ufaklık. Sana onun bütün nau'ya (hruzu sözcüğünü böyle telaffuz ediyordu) ve Malacandra'daki her şeye hükmettiğim söylemiştim."
"Ben bu Oyarsa konusunu pek anlamadım," dedi Ransom. "Bana ondan biraz daha bahsetsene."
"Oyarsa asla ölmez," dedi sorn, "ve üremez. Malacandra'nın yaratıldığı günlerde hükmetmek için buraya yerleştirilmiştir ve türünün tek örneğidir. Onun bedeni ne bizimkilere ne de sizinkilere benzer. Onu görmek çok zordur ve ışık onun içinden gider."
"Bir eldil gibi mi?"
"Evet öyle, ama o bir handra'ya gelmiş olan eldila'nın en yücesidir."
"Peki eldila nedir?"
"Söyler misin bana Ufaklık, sizin dünyanızda hiç eldila yok mu?
"Benim bildiğim kadarıyla yok. Peki, ama bu eldila nedir ve neden ben onları bir türlü göremiyorum? Onların bedenleri yok mu?"
|