ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


SESSİZ GEZEGENİN DIŞINDA

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7

SAYFA-8

Perelandra

That Hiderous Strenght


SESSİZ GEZEGENİN DIŞINDA


amblem.2.k.jpg

Out of the Silent Planet

(1.Kitap)

C.S.LEWIS

Çev.Fethi AYTUNA, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, Temmuz 2005, 227 Sf.

Tanıtım ve Yorum: Selma MİNE

1938.1.jpg

Sessiz Gezegenin Dışında, C.S. Lewis'in 1938'de kaleme aldığı, "Uzay Üçlemesi"nin ilk kitabıdır. Dünya'dan kaçırılan Dr. Elwin Ransom'ın öyküsü, aslında sosyal sorunlar, rasizm, sömürgeleştirme ve inançlar üzerine derin sorgulamalar yapar.

Yabancı dilde "anima" = canlılık anlamındadır. Sözgelimi "animation" = canlandırma işlemi için kullanılan bir terimdir. "Animal" sözcüğü ise "canlı" anlamında kullanıldığı halde, dilimize "hayvan" olarak geçmiştir. Hayvan sözcüğü, Arapça kökenli olup aslı "heyvan"dır; "aptal, budala, cahil" anlamındadır. Yazarın romanda tanımladığı Mars gezegenine ait üç çeşit ";animal", bizim anladığımız anlamda üç çeşit "hayvan" türü olmayıp, "mahlûk" (yaratık) veya "kâin" (varlık) olarak tanımlanması gereken zekî canlılardır. Dolayısıyla, alıntılarda geçen "hayvan" sözcüğünü bu şekilde düşünmek yerinde olacaktır.

II.Dünya Savaşı başlarında (1938) yazılan ve savaş yıllarında ikincisi "Perelandra" (Voyage to Venus-Venüs'e yolculuk - 1943) ve sonunda üçüncüsü "That Hiderous Strenght" (The Tortured Planet - Azap Gezegeni - 1945) yayınlanan bu üçleme, arka planda savaşı da sorgulamaktadır. Bilindiği gibi MARS, Grek ve Roma Mitolojisinde "savaş"ın sembolüdür. Kadim öğretilerde ve Hermetizm'de ise, Adalet dehâsıdır. Elinde adaletin keskin kılıcını tutar; ruhlar onun tartısından ve kılıcının altından geçerler. O halde burada ifade edilen savaş, bir "yargılama ve dengeyi bulma mücadelesidir". Giderek katı "savaş" şeklinde yorumlanmaya başlamıştır. Bu da, öykünün sonlarına doğru, LEWIS'in, dünyanın bir savaş alanına dönüştüğü yorumunu yapmasına neden olacaktır.

İngiltere'nin kırsal kesiminde yaptığı bir tatil gezisi sırasında, dil bilim profesörü Dr. Elwin Ransom, geceyi geçirmek üzere yanlarına sığındığı biri okul arkadaşı fizikçi Weston ve arkadaşı Devine tarafından bir çiftlik evinden uyutularak kaçırılır. Uyandığında küre biçiminde bir uzay gemisindedir. Geminin yapımcısı Weston'dur ve onu, güneş sisteminin başka bir gezegenine götürmektedirler. Ransom, uzun süre onların amaçlarını anlayamaz; ancak bir konuşmalarına gizlice şahit olur. Onu, Oyarsa denilen bir şeye/tanrıya kurban etmeye götürmektedirler; bu arada kendileri de gezegenden "altın" toplayacaklardır.

Gezegene indikten sonra, gemiyi boşaltırlar. Bir önceki gelişlerinde iki adamın yaptığı klübeye yerleşirler. Bir gün Ransom, tuhaf yaratıkların üzerine geldiğini görerek kaçar ve saklanır. Burası çok farklı bir yapıdadır. Göl ve nehir suları sıcak ve tuzludur. Ransom, tam umudunu kestiği anda, boylu boslu ve zarif, ayakta duran bir fok balığı sandalla kıyıya gelir. Bir süre birbirlerini tanımaya çalışırlar; sonunda dilbilimci Ransom için, onun dilini kavramak zor olmaz. Adı Hyoi olan ve kendi türüne "hross" diyen yaratık, insan sözcüğünü de "hinsan" olarak telaffuz eder...

Onunla birlikte giden dilbilimci, yaşadıkları ortamı, aile yapılarını ve bulundukları çevreyi gezerek tanır. Yaşlı hross Hnohra'dan dillerini öğrenir. Gezegenlerine Malacandra demektedirler. Uzay hakkında epey bilgileri vardır. Onun da "Sessiz Gezegen" anlamına gelen Thulcandra'dan geldiğini sanmaktadırlar. Dilbilimci, nasıl kaçırıldığını anlatır. Oyarsa, Meldilom denilen yerde yaşayan, Malacandra'nın yasa koyucusudur. Malacandra ise genç Maleldil tarafından yaratılmıştır.

Hrosslar zaman zaman boşlukta bir yere bakıp konuşmaktadırlar. Random, bunların eldila da denilen gökte-doğan varlıklar olduğunu öğrenir. Burada eldil çoktur, peki dünyada yok mudur?

Sf:105
"Bugün seninle birlikte buraya gelirken bir eldil'le konuştuğunu söyleyen bir yavrunun yanından geçtik, ama ben hiçbir şey göremedim."

"Hinsan, birisi senin gözlerine baktığı zaman onların bizimkilerden farklı olduğunu görür. Ama eldila görmek çok zordur. Onlar bize benzemez. Işık onların içinden geçer. Doğru zamanda doğru yere bakmalısın; ama o zaman bile onu görmek pek mümkün değildir, eğer eldil de görünmek istemiyorsa. Bazen onların hareketini yanlışlıkla gün ışığına ya da yaprakların kıpırdanmasına benzetebilirsin ve yeniden baktığında onun bir endil olduğunu, biraz önce gittiğini anlarsın. Ama senin gözlerin onları görebilir mi göremez mi, bilemem. Bunu séroni bilir. "

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net