ba_l_k_yaz_s_.derg_.6.jpg

SAYFA-2
SAYFA-3
SAYFA-4
SAYFA-5

SAYFA-2


amblem.2.1.jpg



Carl SAGAN'ın Kaleminden

BİLİM KURGU İLE BÜYÜMEK

Çev: Ayça BİKE

-SAYFA:2-

Her ay, merakla Astounding'in sayılarını beklemeye başladım. Jules Verne'i, H. G. Wells'i, bulabildiğim iki bilim kurgu antolojisini okudum; çoğunun yanıtını bulamadığım sayısız ilginç soru ile karşılaştım...

Bu, 10 yaşlarımdan bir kesit oluyor. Yaşım ilerledikçe, eleştiri yeteneğim, yazın alanımın genişlemesiyle daha da arttı. L. Ron Hubbard'ın "The End Is Not Yet" (Henüz Son Değil) adlı romanını 14 yaşımda soluksuzca okuduğumda, son derece heyecanlanmıştım. Yazarın iki kitabını daha okudum ve aynı kalitede bulmadım. Larry Niven'in "Neutron Star" (Nötr Yıldız) adlı eseri ile güçlü çekim alanı üzerine bir fikrim oldu, Fakat günümüzden yüzlerce ya da binlerce yıl sonrasının yıldızlararası uzay uçuşları olduğu çağda, bu tür çekim güçleri unutulmuştu. Bu tür bir nötr yıldıza yapılacak yolculuklarda insanlı mı, yoksa in¬sansız mı uzay araçları kullanılmalıydı? Çok şeyler sorabilirdik, bu konular üzerine. Bu tür fikirlerin anlatıldığı romanlarda, ileri sürülen fikirler, geçerli olmalıydı.

silent_running_k.2.jpg

Douglas Trumbull'un teknik yönü akıllıca kullanılmış Bilim kurgu filmi "Silent Running" (Sessizlik Sürüyor)'de ağaçlar büyük çapta ölüyor; uzayda doğumun, Satürn'de ekolojik sisteminin (doğa yapısının) kapandığı konu ediliyordu. Bitkisel deneyler sonunda ölüm araştırılmış ve uzun çalışmalar, çözümü getirmişti: Bitkilerin güneş ışığına gereksinimi vardı. Trumbull'un kahramanları, uzayda yıldızlararası kentler kurmuşlardı, ama doğa kanununu unutmuşlardı. Satürn'ün pastel renkli gazlardan oluşmuş gibi duran halkalarını görmek için epey uğraştım, ama olmadı.

SILENT RUNNING

an_lar_1993.k.jpg

Aynı tip bir sorunla "Star Trek" (Uzay Yolu) dizisinde karşılaştım ki bu diziyi uzun süre izledim ve arkadaşlarımın çoğu bunu edebi yönden değil de belirli fikirlerin anlatıldığı bir yapım olarak izlememi salık verdiler. Fakat astronotlar dünyadan çok uzakta bulunan bir gezegene gidip de orada iki nükleer süper güç arasındaki çatışmanın ortasında insanları bulunca -ki bunlar kendilerine Yang'lar ve Com'lar diyorlardı- öykü inanırlıktan uzaklaşmaya başladı. Gelecek yüzyıllardaki dünya dışı toplum, geminin subayları Anglo-Amerikan utangaçlığı içindeydiler. Gerçekte, 12 veya 14 yıldızlar-arası taşıtın sadece ikisinde İngilizce olmayan isim vardı: Kongu ve Potemkin. Bir Vulcanlı ile bir dünyalı karışımı başarılı bir fikirdi, moleküler biyoloji ve Darwin evrimini az bilenler için. (Bu tür bir karışım, aslında, bir insan ile bir petunia arasındaki karışım kadar başarılı olabilir, ancak). Aynı tür problemlerle, 5.10 m. boyunda dünyayı yöneten örümceklerle filmlerde karşılaştığımda, baş başa kaldım. Böcekler ve bu tür yaratıklar, gözenekleriyle soluk aldıklarından, kendi yaşam çevrelerinde vahşileşmeden önce havasızlıktan ölürler.

Bu tür bir ilginç durumla 10 yaşlarımdayken karşılaşmıştım. Fakat dünyanın nasıl bir arada durduğu hakkında biraz bilgim vardı. Birdenbire Bilim kurgudan daha fazla çekici, da¬ha karmaşık ve daha tehlikeli bulmuştum. Gerçekçilik derecesi de hepsinin üzerine ekleniyordu. Son yirmi-otuz yılın bilimsel buluşlarından birkaçını düşünün: Katı dünyamızın içinden güç harcamadan geçen parçacıklar ve böylece gökyüzünden ayaklarımıza düşen birçok şeyi keşfediyoruz; kıtalar hareket ediyor. Hindistan ile Asya'nın çatışması, Himalayalar üzerinde hareketli geniş bir kuşak meydana getiriyor; Merih eski nehir vadileriyle çevrili; birkaç yüz kelime öğreniyor ve bazı kavramları anlıyorlar, yeni gramatik kullanımlara gidiliyor; dünya üzerindeki tüm yaşam şekilleri tek bir hücre içinde kayıtlıdır ve ken¬di kopyelerini her defasında tekrar tekrar yaratır, belirli bir dönem içinde. Cygnus (Kuğu) bir çift yıldızdır; bunlardan biri ışığı kaçırmayacak derecede yüksek çekime sahiptir (îçinde görünen ışımasıyla pırıldayabilir, fakat dışardan görünmez). Bilim kurgunun (çok daha fazla çekici) bir çok standart fikri, bu tür bilimsel gerçeklerle karşılaştırıldığında soluk kalmak gibi kalır, buna göre. Bilim kurguda bu tür bulguların yokluğunu ve sık sık bilimsel düşüncelerin yanlış kullanıldığını ve Bilim kurgusal fırsatların kaçırıldığım fark etim. Gerçek bilim, sahte bilim kadar heyecan ve kafa meşguliyeti yaratmaz ve sanırım bilime dayalı bir uygarlıkta bilimsel fikirlerin dizisi için her fırsat önemlidir; fakat bilimin neye ait olduğu üzerine haberleşme mümkün değildir.

Yine de çok iyi Bilim kurgu eserleri vardır, öğretici, bize yabancı toplumları en ince bölümlerine dek tanımlayıcı, bir eleştirmen olma şansını bana tanıyabilecek güzel eserlere de rastlanmaktadır. Sözgelimi Robert Heinlein'ın "The Door Into Summer" (Yaza Açılan Kapı); Alfred Bester'in "The Stars My Destination" (Hedefim Yıldızlar) ve "Demolished Man" (Tahripkâr Adam), Jack Finney'in "A Canticle for Leibowitz" (Leibowitz için Bir İlahi) bunlardan bazılarıdır.

-SAYFA:3-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.com