ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


RAMA İle BULUŞMA

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7


SAYFA-6


amblem.2.k.jpg

RAMA ile BULUŞMA

Arthur C.CLARKE

ramaile_bulu_ma.k2.jpg

Sonunda bir bölmeye lazer ile keserek içine girerler. Burada, ilk kez değişik bir ortam ve adeta bir müze ile karşılaşırlar. Burada karşılaşılan kristal sütunların benzer modelleri, Uzay 1999 dizisinde ve sonraki bazı görsel bilim kurgu yapıtlarında, biyolojik bilgisayar modeli olarak düşünülmüştür.

Sf:235-237
Camdan yapılmış bir Yunan tapınağı... Norton'un ilk izlenimi buydu. Yapı bir metre genişliğinde, tavandan tabana kadar uzanan, sıra sıra dikey kristal sütunlarla doluydu... başlığındaki ışığın ulaşamadığı karanlıklara kadar uzanan yüzlerce kristal sütun.

Norton en yakın sütuna yürüyerek, ışığını içine tuttu. Silindirik bir mercekten geçmiş gibi kırılan ışık arkadaki sütunlar dizisinde tekrar tekrar odak noktasında toplanıp her tekrarda gittikçe zayıflayarak yelpaze gibi dağıldı. Norton kendisini karmaşık bir optik gösterinin ortasında hissetti.
...................
Norton sütunlardan birine hafifçe vurdu. Katıydı ve kristalden çok, madensel bir ses veriyordu.

Sütunlar her açıdan veya bütün aydınlatmalara karşı şeffaf değildi. Çevrelerinde dolaşıldığı zaman cisimler, tıpkı amber içinde gömülü kalmış sinekler gibi, birden göz önüne çıkıyor, sonra tekrar birden kayboluveriyordu. Hepsi birbirinden farklı düzinelerle cisim vardı. Kesinlikle gerçek, katı ve sanki uzayda kapladıkları hacim büyüklüğünde görünüyorlardı.

«Halogramiar» dedi Calvert. «Tıpkı Dünya'daki bir müze gibi...»

Bu çok belirgin bir açıklamaydı, fakat Rama'nın içinde olduklarını unutmayan Norton bunu kuşkuyla kabul etti. Diğer sütunları inceleyip içlerinde depolanan hayalleri gördükçe kuşkusu gitgide artıyordu.

Büyük ve garip eller için yapılmış el aletleri, şişeler, beş parmaktan fazlası için yapılmışa benzeyen klavyeli küçük makineler, bilimsel araçlar, şaşırtıcı şekilde Dünya'dakilere benzeyen ev tencereleri, Dünya'daki bir masanın üstünde olsa ikinci bir bakışa gerek duyulmayacak kadar normal bıçaklar ve tabaklar... hepsi oradaydı. Ayrıca yüzlerce de daha az tanımlanabilen cisim vardı. Bunların bazıları aynı sütun içinde karışık olarak duruyorlardı. Böyle bir müzenin elbette mantıksal bir düzeni olmalı ve cisimlerin belli bir ayırıma göre dizilmeleri gerekirdi. Bu ise bir sürü hırdavatın rastgele toplanmasından oluşmuş bir koleksiyona benziyordu.

Kristal sütunların içinden bir sürü anlaşılması zor eşyanın resmini çektiler. Cisimlerin bu kadar değişik tipte olması birden Norton'a bir ipucu verdim Belki bu bir koleksiyon değil, bir katalogdu. Gelişigüzel hazırlanmışa benzeyen, fakat mükemmel bir mantık sistemine dayalı bir katalog….
....................
«Fikir bu» dedi Norton, «Burası üç boyutlu görüntülerin... kalıpların... katı projelerin... ne isim verirseniz sıralandığı bir katalog olabilir.»
«Hangi amaçla?»

«Eh. biotlar hakkındaki teoriyi biliyorsun... şu kendilerine gerek duyulmadığı sürece ortada görünmeyip sonra bir yerde depolanmış örnekten yaratılmaları... sentezle ortaya çıkarılmaları fikri...»

Mercer düşünceli bir şekilde:
«Anlıyorum» dedi. «yani bir Ramalı ihtiyaç duyduğu bir şey için doğru kod numarasının düğmesine bastığı zaman, bir kopyası buradaki örnekten imal ediliyor.»
«Bunun gibi bir şey, fakat rica ederim bana pratik ayrıntılarını sorma.»

Arasında ilerledikleri sütunlar devamlı şekilde büyüyordu, şimdi artık çapları iki metreden daha büyüktü. Görüntüler de buna uygun olarak büyümekteydi. Anlayamadıkları çok hassas nedenlerle Ramalıların bire bir ölçülere sadık kaldıkları açıkça belli oluyordu. Norton bu durumda gerçekten çok büyük bir şeyin modelini nasıl depoladıklarım çok merak etti.

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net