|
New York adını verdikleri kenti veya makine-kenti gezerler. Birkaç yol dışında, kapısı, penceresiz, adeta mühürlenip kapatılmış binalar birbirlerine kemerler ve radyal oluk labirentlerle bağlıdır. Görüntü muhteşem ancak anlamsızdır. Derken, hiç beklenmedik anda, nereden geldiği ya da kimin imal ettiği anlaşılamayan böceklere benzeyen robotlar ortalığı sarar. Bunlar canlılara dokunmadıkları halde, çöpleri toplamakta ve denize atmaktadırlar. Teğmen Jimmy, böyle bir karşılaşmada, yengece benzer bir robotun önünden kaçmaz ve ellerini havaya kaldırarak "silahsız" ve "dost" olduğunu anlatmaya çalışır.
Sf:164
Yengeç onun bu hareketine ne bir tepki gösterdi ne de yürüyüşünü yavaşlattı. Jimmy'ye hiç önem vermeden tam yanından geçti ve ne yaptığını bilir adımlarla güneye doğru ilerlemeye başladı. Homo Sapiens'in temsilcisi, ilk temas kurduğu yabancı bir yaratığın, onun varlığına bile aldırış etmeden Rama düzlüğünde uzaklaşmasını elleri havada seyrederken kendini son derece küçük düşmüş hissediyordu.
Jimmy hayatında hiçbir zaman bu derece aşağılanmamıştı. Neyse ki olayların gülünç yanını görme huyu kısa sürede yardımına yetişti. Ne de olsa canlı bir çöp kamyonu tarafından önemsenmemek o kadar mühim bir olay sayılmazdı. Fakat ya bu nesne onu uzun süredir aradığı kardeşi olarak bağrına basmaya kalksa neler olurdu...
..........................
Sonra, birdenbire, su hattına yakın yerdeki mağaraya benzeyen deliklerin yakınında, çok hızlı bir hareketten oluşan bir titreşim fark etti. Bir şey çok süratle rampadan çıkıyor fakat o bir türlü görüşünü onun üstünde sabitleştiremediğinden bu şeyi belirli bir şekle sokamıyordu. Sanki insan büyüklüğünde bir hortum veya kum fırtınasını gözlemekteydi...
Gözlerini kırpıştırdı ve başını salladı, birkaç saniye gözlerini kapadı. Tekrar açtığı zaman görüntüler kaybolmuştu.
Sf:189
Jimmy'nin karşılaştığı yengece benzer yaratığın bir hayvan mı? Bir makine mi? Gerçek bir Ramalı mı? Yoksa bu kategorilerin hiçbirine uymayan başka bir şey mi olduğu konusunda kimse fikir birliğine varamıyordu.
..........................
Norton başını çevirdi. On metre ötesinde çok ince üç bacağın üstünde bir futbol topundan büyük olmayan küresel bir vücut gördü. Vücudun çevresinde 360 derecelik görüş açışı sağladığı belli olan üç büyük ve ifadesiz göz bulunuyordu. Gözlerinin altından da üç tane kamçıya benzeyen uzantılar veya duyargalar sallanıyordu. Yaratık bir insandan daha fazla uzun değildi ve tehlikeli olamayacak kadar narin bir görünüşü vardı. Fakat bunlar, onun kimsenin haberi olmadan içeri sızmasına yol açan dikkatsizliklerini mazur gösteremezdi. Yaratık bu görünüşüyle Norton'da üç ayaklı bir örümcek izlenimi yaratmıştı. Dünya'da hiçbir yaratıkta görülmeyen bu üç ayakla nasıl yürümeyi başardığını merak etmeye başladı.
Televizyon vericisinin sesini kısarken fısıldadı:
«Buna ne diyorsun Doktor?»
«Her zamanki üçlü Rama simetrisi.»
Sf:190
... yaratığın hızı saatte otuz kilometre kadar vardı.
Yaratık bütün kampı hızla kontrol etti. Hiçbir şeyi atlamadan her donatım parçasını; yatakları, iskemleleri, masaları, haberleşme cihazını, yiyecek paketlerini, eîektrosanları, kameraları, su tanklarını, aletleri... her şeyi ufak dokunmalarla inceliyordu. Yalnız kendisini izleyen dört kişiye yaklaşmadı, insanlarla onların cansız eşyaları arasındaki farkı çizebilecek kadar akıllı olduğu belliydi. Davranışları, onun son derece metotlu bir merak veya araştırma güdüsü olan bir yaratık olduğu konusunda kesin izlenim uyandırmıştı.
O, ayakları üzerinde hızla dönerek araştırmalarına devam ederken, Laura arzu dolu bir heyecanla:
«Şunu inceleyebilmek isterdim.» dedi.
|