ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


RAMA İle BULUŞMA

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7


SAYFA-3


amblem.2.k.jpg

RAMA ile BULUŞMA

Arthur C.CLARKE

rama.4k.jpg

Sf:92
Rama'da geçirdikleri ilk gecelerde uyumak pek kolay olmamıştı. Karanlık ve onun gizlediği sırlar onlara çok bunaltıcı geliyordu. Fakat en tedirgin edici olan etken sessizlikti. Ses yokluğu hiçbir zaman doğal bir ortam değildi. İnsanın bütün duyularının her zaman bazı verilere ihtiyacı oluyordu. Eğer duyular bunlardan yoksun kalırlarsa, zihin bunların yerine geçecek şeyleri kendisi yaratırdı.

Ve uyuyanların çoğu garip sesler, hatta insan sesleri duyduklarından yakınmaya başladılar. Bunların bir hayal ürünü olduğu kuşkusuzdu. Çünkü uyanık olanlar bir şey duymuyorlardı. Sonunda Gemi Doktoru Ernst çok basit fakat etkili bir tedavi yöntemi buldu. Uyku devrelerinde kampta artık çok hafif ve yatıştırıcı bir müzik çalınıyordu.

Bu gece Kumandan Norton bu tedaviyi gereksiz buldu. Kulaklarını zorlayarak karanlığı dinliyor, ne duymayı umduğunu çok iyi biliyordu. Ara sıra çok hafif bir rüzgar yüzünü okşuyorsa da bunlar, uzaklardan şiddetlenen bir fırtınanın belirtileri olmaktan çok uzaktı. Diğer taraftan keşif grupları anormal bir durum rapor etmemişlerdi.

Sonunda gemi saatiyle gece yarısına doğru o da uyudu. Her zaman kampta bir nöbetçi ve acele bir haber gelmesi olasılığına karşı bir muhabere tayfası nöbette bırakılıyordu. Başka bir önlem almaya gerek görülmemişti.

Norton'u ve bütün kampı bir anda uyandıran sesi hiçbir kasırga çıkaramazdı. Sanki gök üzerlerine çöküyor veya Rama ortasından iki parçaya ayrılıyordu. Önce bir şey yırtılıyormuşçasına korkunç bir cayırtı, arkasından da milyonlarca kristal ev yıkılıyormuşcasına uzun süreli cam kırılması çatırtıları duyuldu. Birkaç dakika süren bu kulakları sağır edici gürültü onlara saatler gibi gelmişti...

Sf:93
Orada, gökyüzünde - orayı gökyüzü olarak düşünme hatasını hala yapabiliyorlardı -olağanüstü şeyler oluyordu. İlk bakışta Norton'a deniz kaynıyormuş gibi geldi. Deniz artık ebedî kışın etkisiyle durgun ve donmuş durumda değildi. Kilometrelerce genişlikte çok büyük bir bölge renk değiştiriyor ve geniş bir beyaz şerit buzun üzerinde ilerliyordu.

Birdenbire bir kilometre genişliğinde bir dilim, açılan bir kapı gibi yukarı kıvrılmaya başladı. Yavaş yavaş ve akla durgunluk veren bir heybetle projektörün ışığı altında parıldayarak ve ışıldıyarak göğe doğru yükseldi.... sonra geri kayarak suların altında kaybolurken. büyük bir gürültüyle düştüğü yerden köpüren sular, dev dalgalarla her yana saldırdı.

Bunu takip eden saatlerde başka bir gürültü ve müthiş bir ışık ortalığı kaplar.

Sf:99
İlk farkettiği şey mavilik olmuştu. Gökyüzünü dolduran bu aydınlığı güneş ışığı olarak düşünmeye imkan yoktu. Bu bir elektrik arkından gelen ışık olmalıydı. 'Öyleyse' Norton düşündü, 'Rama'nın güneşi bizimkinden daha sıcak olmalı'. Bu astronomları ilgilendiren bir konuydu.

Şimdi «Düz Vadi» adını verdikleri o esrarengiz oluğun ve beş arkadaşının ne işe yaradıkları anlaşılıyordu. Bunlar dev boyutlarda ışık çizgilerinden başka bir şey değillerdi. Rama, çevresi boyunca simetrik olarak yerleştirilmiş altı tane çizgisel güneşe sahipti. Bunların her birinden geniş bir ışık yelpazesi ana eksene doğru yayılıyor ve dünyanın karşısına gelen yüzünü aydınlatıyordu. Norton bu ışıkların birbirini izler şekilde yakılarak gece ve gündüz etkisi verilip verilmediğini, yoksa buranın sürekli gündüzü olan bir dünya olarak mı kalacağını merak etti. Nasıl olsa göreceklerdi.
.....................
Rama'nın ışıklarım kim veya ne yakmıştı?
İnsanların uygulayabileceği en duyarlı testlerin sonuçlarına göre bu dünya sterildi. Şimdi ise doğal güçlerin hareketleri ile açıklanamıyacak bazı şeyler oluyordu. Burada hayat bulunmayabilirdi, fakat belki de bilinç ve duyarlılık vardı... belki de robotlar milyonlarca yıllık uykularından uyanmaktaydılar...

Sf:116
... Işık artık açık bir mavilikte değildi. Çok daha yumuşak ve nazik şekilde parıldıyor ve ona Dünya'daki hafif sisli ve aydınlık bir günü hatırlatıyordu.

Bu dünyanın ortasına, eksene doğru baktı ve güney kutbundaki garip dağlara kadar her yeri kaplayan şekilsiz ve beyaz bir tünelden başka bir şey göremedi. Rama'nın içi tümüyle bulutlarla kaplıydı ve aşağıdaki düzlüğün görülebileceği herhangi bir boşluk yoktu. Bu bulut tabakasının dışı kesin bir biçimle sınırlanmıştı. Bulutlar bu dönen dünyada beş veya altı kilometre genişliğinde ve içinde birkaç tek sirrus bulutu bulunan bir ana göbek bırakarak. büyük bir silindirin içinde daha küçük bir silindir oluşturmuştu.

Bu olağanüstü büyük bulut borusu her yanından Rama'nın altı yapay güneşi tarafından aydınlanıyordu. Kuzey kıtadaki üç tanesinin yaygın ışık şeritleri halinde oldukça belirgin olmasına karşılık Silindirik Deniz'in arka tarafında kalanlar devamlı ve parlak bir şerit halinde birleşmişti.

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net