ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


RAMA İle BULUŞMA

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7


SAYFA-2


amblem.2.k.jpg

RAMA ile BULUŞMA

Arthur C.CLARKE

ramaile_bulu_ma.k.jpg

Sf:10
Rama'dan yansıyan Güneş ışığı yoğunluk bakımından hep aynı değildi. Farkedilmesi çok zor, çok küçük, fakat aynı zamanda çok muntazam bir değişme gösteriyordu. Tıpkı diğer asteroidler gibi Rama da ekseni etrafında dönüyordu. Fakat bu asteroidin normal bir günü birkaç saat sürüyorsa, Rama'nınki sadece dört dakikaydı.

Sf:15
Gövdesi silindir biçiminde ve tornadan yeni çıkmışça-sına kusursuzdu. Merkez noktaları birbirinden elli kilometre uzaklıkta ve iki ucu oldukça düzdü. Bir yüzünde, merkeze yakın bir yerde birkaç ufak yapıya benzer şey dışında hemen hemen hiçbir şey görülmüyordu. Rama komik bir şekilde evlerde kullanılan sıradan bir buhar tenceresine benziyordu.

Rama az sonra ekranları dolduracak kadar büyüdü. Yüzeyi tıpkı Ay gibi koyu, ölü bir gri renksizlikteydi. Bir nokta dışında, üzerinde hiçbir işaret yoktu. Silindirinin ortalarına doğru bir kilometre genişliğinde bir leke veya bir sıva göze çarpıyordu, sanki asırlar önce bir şey ona çarpmış ve dağılmıştı.

Bu çarpmanın Rama'nın dönen duvarlarında en küçük hasar yaptığını belirten hiçbir iz yoktu. Ancak Rama'nın parlaklığında çok küçük değişiklik meydana getiren bu leke Dr. Stenton'un buluşuna yol açmıştı.

Diğer kameralardan alınan resimler bilgilere yeni bir şey eklemedi. Ancak uzay sondasının diğer araçları Rama'nın çekim gücünü ölçerek Dünya'ya çok önemli başka bir bilgi verdiler - Silindirin kütlesi,

Rama katı bir cisim olamayacak kadar çok hafifti. Artık herkes gerçeği görüyordu; Rama'nın içinin boş olduğu ortadaydı.

Çoktandır ümitle ve kaygıyla beklenen karşılaşma nihayet olmuştu. İnsanlık yıldızlardan gelen ilk konuğu kabul etmek üzereydi.

Kumandan Norton komutasında bir uzay araştırma gemisi Endeavour, Rama'nın dönme ekseni üzerine konar. Duvara gömülmüş ve elle yönetilebilen bir dümen sayesinde bir giriş kapağını açarlar ve içeri girerler. Baş ışıklarının ötesinde, önlerini ve ilerisini aydınlatan hiçbir ışık yoktur; ama 8 km’yi bulan üç merdiven ile iç çeper boyunca bir yerlere inilmektedir. Yirmiden fazla kadınlı erkekli ekip keşfe iner, ya da çıkar... yönler, tanımlar ters dönmüştür. İşaret fişekleri ile ortalığı aydınlatmaya çalışarak gözlem yaparlar.

CLARKE, bu romanda bir tür, içi oyuk dünya kuramını işler görünmektedir. Bu kurama göre, içinde yaşadığımız evren, kapalı bir küredir ve bizim gökyüzü olarak gördüğümüz göğü yer, kürenin iç ortamı, güneş ise merkezindeki enerji kaynağıdır. Dolayısıyla "RAMA" adı verilen silindirin orta kısımlarına doğru, adeta iki kara parçasını ayıran silindirik bir (donmuş) deniz bulunmaktadır. Kuzey yarıküre adını verdikleri kıyı, denizden 50 m. Kadar yüksekte iken, güney yarıküre sahili 500 m. Kadar daha yüksektir. Buzlar eriyip de silindirik deniz harekete geçince, hızlanma ve yön değiştirme dolayısıyla, gel-git olayının olduğunu ve denizin güney kıyılarına doğru kabardığını göreceklerdir.

Kent olarak düşünülen ve dünya kentlerinin adlarını verdikleri yerler ise, bir tür yüksek, penceresiz ve kapısız yapılarla doludur. Silindir çeperlerinde, yani içbükey "yer"de dönme hızının yarattığı merkezkaç güç sayesinde yerçekimi mevcuttur. Dönme eksenine doğru yerçekimi azalmaktadır.

Ekip, Rama'da kamp kurar. Güneşe yaklaştıkça, Rama'nın iç ısısı yükselmeye başlar. Bunun sonucunda da donmuş deniz erir.

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net