ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg

TÜRK YAZARLARDAN ÖYKÜLER - ŞİİRLER

EVRİM KONGRESİ

Evrensel Mahkeme Tutanakları. Bölüm 6-123

KAÇAK

HİÇ BEKLENMEYEN BİR AŞK

SIRADAN BİR İŞ GÜNÜ

DRASORYA

UZAK GEZEGENİN İNSANLARI

2027 - 88.DAVA
GALAKSİLERARASI KONGRE
300.YAŞGÜNÜM İÇİN KONUŞMA

TEYP KASETLERİ

ZOMBİ


DRASORYA


Lütfen sol sütundaki isimleri tıklayınız!

drasorya.ba_l_k.jpg

İstanbul'da yeni ve güzel bir bahar günü başlıyor, değişim geçirdiği hissedilen gökyüzünde muhteşem mavilikle birlikte gümüşi pırıltılar da dikkati çekiyordu.


Metin Bozeren, evinin balkonunda, bu pırıltıları gülümseyerek seyrediyordu. Düşünceliydi. Bir zamanlar "atmosfer" şimdiyse "hava katmanı" olarak adlandırılan gökyüzü, Rinat'larla, elektrik akımıyla düzen sağlayan küçük, uçan bir çeşit yarı-canlı (makine-yaratık) aracılığı ile kontrol ediliyordu. Gümüşi pırıltıları yaratan da, bu küçük canlıların hızlı hareketleriydi.

İstanbul, yüzyıllar geçmiş olsa da, dünyanın en güzel şehirlerinden biriydi. Zaman içerisinde depreme dayanıklı binalar yapılmış, küçük korularla süslü, büyük parkların yer aldığı ve eski Osmanlı Mimarisini anımsatan yerleşim bölgeleri ile muhteşemdi. Yüksek binalar yapılmamıştı, çünkü yeni fay hatlarının da tespit edildiği bir deprem bölgesiydi burası. Geniş bir alana dağıtılan şehir, bir zamanlar "İzmit" olarak adlandırılan yerleşkeyi de içine almıştı. Ama Metin, çok az hatırladığı o eski, karışık ancak doğal olan İstanbul'u, çamuru, yağmuru, arabaların yolları tıkadığı, kar yağdığı zaman kimsenin bir yere gidemediği, o kâbus şehri istiyordu.

İnsan ömrünün uzadığı bu günlerde, hastalık olarak adlandırılan zihin bulanıklıkları veya duygu bozuklukları yaşanmıyordu artık. "Tanımlayıcı" ve "İyileştirici" olarak adlandırılan tıp görevlileri insanları zihin kontrolü üzerinde eğitiyorlardı. Bu eğitim küçük yaşlardan itibaren verilmeye başlamıştı. Metin bu eğitim için "Hayatla Sörf Tekniğinin Öğretimi" diyor ve gülümsemeyi ihmal etmiyordu...

Türkiye, büyük bir ticaret merkeziydi. Atmosferi kontrol eden RİNAT denen makina-yaratıkların programı, İstanbul'da yapılıyordu, yöneticisi ise Metin'in oğlu Ferhat Bozeren'di.

Bilim adamlarının üzerinde yoğunlaştığı ve oldukça gizli tutulan, Dünya zamanına göre tanımlanamayan bir yüzyıl olduğu tahmin edilen zaman boşluğu vardı. Büyük bir felaketin yaşandığı ve kayıt tutulamadığı gibi saçma bir fikir geliştirilmişti. Eğer büyük bir felaket yaşanmışsa, bu teknolojinin de olmaması gerekiyordu...

Tarihçi olan Metin (Dünyanın Kayıp Yüzyıl'ı üzerinde çalışan bilim adamlarından biriydi) ders verdiği Ovna Yüksek Eğitim Kurumu'na gitmek üzere, üzerini değiştirdi ve evden çıktı. Uzun boyluydu, atletik bir vücudu vardı, kendini hiç yaşlı hissetmezdi. Saçları gri-beyaz kırçıllı, yüzü kırışıklarla dolu ama hala çekici biriydi. Kendine her zaman dikkat ederdi. Yaşam sörfünü başarıyla uygulayan, zihnine sahip bir bilim adamıydı. Çelik grisi gözleriyle tedirgin eden bir havası da yok değildi!

drasorya.jpg

Etrafını dikkatle izlerken, bir grup gencin de kendisini izlediklerini farketti. Aralarında konuşan, gülüşen 3-4 genç, çekinerek yaklaştılar.

-Merhaba, gençler" dedi Metin, "Ne oldu? Nasıl yardımcı olabilirim?"

Kıyafetlerinden İstanbul Famnin Yüksek Eğitim Kurumu'nun öğrencileri olduğu belli olan gençler selam verdiler. Ufak tefek, ama zeki gözlerle bakan genç söze başladı.

-Hocam, kusura bakmayın rahatsız ettik, 2 saattir burada geçmenizi bekliyoruz. Bir araştırma ödevimiz var, sizin yardımcı olabileceğinizi söylediler." Şaşırmıştı, kendisini görmeye gelen gençleri asla geri çevirmezdi, neden yolun ortasında bekliyorlardı? Bunu garipsedi ama sesini de çıkarmadı.

-Evet, sizi dinliyorum, buyrun birlikte yürüyelim," dedi, Metin. Genç sözüne devam etti, "Dünyanın kayıp yüzyılını araştırıyoruz." Ama Metin'in çelik gibi eli, gencin kolunu sıkmaya başlamıştı!

-Böyle şeyler ulu orta konuşulmaz genç adam, okula, odama gidelim. Bu çalışmada beraber misiniz?" Diğer gençleri şöyle bir süzdü. Öğrenci olmak için biraz büyüktüler. Sanki gözlerinde endişe vardı. Kıyafetleri de biraz yıpranmış gibiydi. Başını salladı,

-Gençlik" diye söylendi, yürüdü, yeşillikler içinden geçerek çalıştığı eski kütüphane binasına girdi.

Güvenlik Memuru Metin Hoca'ya baktı, huzursuz görünüyordu.

-Hoş geldiniz hocam, buyurun, sizi bekleyenler var" dedi. Şaşırmıştı Metin, ne kadar aranan biri oluvermişti!

-Kim?" dedi ve güvenlik memurunun samimi bir tavırla koluna girip onu binadan çıkarmasını hayretle seyretti, hiç itiraz edememişti! Dışarıda, sık ağaçların arasındaydılar şimdi, gençler de onlarla birlikte çıkmışlardı. Güvenlik Memuru Necati Ongun, yıllardır orada çalışır, Metin Hocayı çok severdi.

-Hocam, İstihbarat Teşkilatı burada...

-Öykünün Devamı-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net