|
Sf:184
Kısacası insanlığın kendisiyle esenlikli bir biçimde yaşaması ansızın mümkün oldu, şimdi def edilen insanlığın çöp bezleriydi.....
Sf:185
Ve bunun içinde her birey, geçmişte hiç yaşamadığı kadar var olma, eylemde bulunma, zenginleşme ve zevk alma özgürlüğü bularak olgunlaştı....
Sf:186
İnsanlık kovan olduğunda böyleydi, dengeli ve saf ve de harikulade bir şekilde canlı. Bir bakıma, yazık ki, böyle bir sanat eseri, böyle bir kendine yeterlik bu biçimiyle çok kısa bir süre var olacaktı.
İnsanlığı ele geçirmeye uğraşan Medusa, insan-kovan tarafından beklenmedik anda ele geçirilir:
Sf:196-197
Işıktan hızlı ne gidebilir?
.....................
Medusa'nın ona ne olduğunu anlayacak bir mikro-mikrosaniyesi olmadı. Ölmüş değildi; Medusa'nın planının gerçekleşmesi durumunda insanlığın öldürüleceğinden daha fazla öldürülmemişti. İnsanlık, sınırlandırılmayan bir yaratığın bir "birey"i haline gelmiş olacaktı. Şimdi ise.....
Şimdi bunun yerine, insanlık "yaratık" olmuştu; onun üzerine sel gibi akmış, onu en uzak yarıklarına doldurmuş, en kuytu hücrelerini insan türünün Benliğiyle yıkamıştı. Ölmek? Asla bu değildi. Medusa, kölelerinin azat edilmiş ancak onun güdülerinin birleşmiş olduğu, kişinin yaltaklanıldığı, gururunun okşandığı ve kendisine özel ve bedensel ve zihinsel gıdaların ona getirildiği ve de serbestlik içinde, "istemenin" sonsuza dek "zorlamanın" yerini aldığı yeni ve farklı tür bir yaşamla, eskiden hiç olmadığı kadar canlıydı.
Ve bütün bunlar, tek bir bilgi eksikliğinden olmuştu; zekâ bireylerde var olabilir ve o ayrışmış bireyler yine de bir kovan olmamak için işbirliği yapabilirlerdi.......
İnsanlık, dil ve kişisel yalıtılmışlık engellerini aşmıştı. Şimdi türün ve evreninde yalıtılmış olmanın engellerini de aştı.......
SF:199
Böylece sona erdi insan türü, kovan-insanlık olarak yeniden doğmak üzere; böylece dünyanın kovanı, ölçülemez, sınırsız, büyüyen yıldız insan; müziğin ötesindeki müziğin, sözün ötesindeki şiirin yaratıcısı ve harikalarla dolu, ibadetle dolu olmak üzere ortadan kalktı.
Yeni tür, bir çeşit böcek görünümündedir; ama öylesine bir yaratım gücüne sahiptir ki, her birey, istediği ortamı yaratmakta ve orada yaşamaktadır. Sözgelimi Gurlick, ayyaş ve cahil bir serseri olarak pis sokaklarda dolaşmak ve çöpleri karıştırmak istiyorsa; buna kim engel olabilirdi ki?
Benzer mükemmel böcek modellerine Philip José FARMER'in "İstiridye Kabuğundaki Venüs" (1976) adlı eserinde, Selma MİNE'nin "OBİ" (1974) adlı uzun öyküsünde veya onun gelişmiş verdiyonu "OBI-JS 927" (1980) ya da "Mikrop Savaşı" (1983) adlı romanlarında rastlamak olasıdır
İSTİRİDYE KABUĞUNDAKİ VENÜS
|