ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg


Hücum (What Mad Universe)

SAYFA-2

SAYFA-3

SAYFA-4

SAYFA-5

SAYFA-6

SAYFA-7


SAYFA-3


amblem.2.k.jpg

h_cum1951.kk.jpg

HÜCUM (What Mad Universe)

Fredric BROWN

SAYFA-3

New York'a döner ve akşam vakti, sisleme ile karşılaşır. Bu sis, sabahın ışıklarına kadar kenti karanlığa boğan ve çok kısa mesafeden bile yakını görmeyi engelleyen bir kimyevî maddedir. (II.Dünya Savaşı sırasındaki karartma günlerini anımsatmaktadır.) Tom Karper, bazı kitaplar alarak, içinde bulunduğu düzeni kavramaya çabalar.

Sf:51-53
Bu buluş, 1934 de, Arcturus gemilerinin Chicago'yu ve Roma'yı tahribinden sonra başarılmıştı. Chicago'nun bir milyondan fazla ölüm kaydedilen tarihi 1933 senesinin son aylarında vuku bulmuş, hemen arkasından bir o kadar kayıpla Roma tahrip edilmişti. Chicago'nun başına gelen felaketten sonra bütün dünya şehirleri kesin bir karartma yapmışlar, fakat bu önlem Roma'yı kurtaramamıştı. Zira Roma bombardıman edildiği zaman mükemmel bir şekilde karartılmış bulunmaktaydı. Roma'yı tahrip eden Arcturus gemisi, Dopel'in gayreti sayesinde yakalanmış ve mürettebatından bir kaçı canlı olarak ele geçirilmişti. Yazarın Mekki diye isimlendirdiği bir kimse veya bir şey sayesinde, sağ kalan Arcturus esirlerinden, bunların dünyaca bilinmeyen ve diğer bütün ışınlara ilaveten elektrik ışığının meydana getirdiği bilinmeyen bir ışını da bulabilen detektörlere sahip oldukları öğrenilmişti. Bu detektörler sayesinde, yeterli bir karartma uygulayan şehirler bîle Arcturuslular tarafından güpegündüzmüş gibi görülebiliyordu. Çünkü bütün ışık karartma düzenekleri radyo dalgalarının geçmesine engel olmadıkları gibi, Arcturus detektörlerinin kolaylıkla aldığı epsilon ışınlarına da bir engel teşkil etmiyordu. Bazı kimseler nehirlerde mum veya gaz lambaları yakılmasını tavsiye ederken, Dopel laboratuarına çekilmiş ve epsilon dalgalarını incelemeye koyulmuştu. Bunlar gündüz, dünyanın atmosferinden çıkmadan güneş ışınları tarafından bozuluyor, fakat geceleri böyle bir sonla karşılaşmıyorlardı. Nihayet Dopel'in buluşlarından faydalanarak bir Alman bilgini bu dalgaya karşı kullanılabilecek yegâne çareyi keşfetmişti: Epsilon gazı...

Profesör Kurt Elbing'in bulduğu bu gaz garip ve ilginç özelliklere sahipti: Kokusuzdu. Hayvansal veya bitkisel herhangi bir hayat şekline zararlı olmadığı gibi ışığa ve epsilon ışınlarına kesin şekilde set çekiyordu. Katrandan üretiliyor ve çok ucuza mal oluyordu. Bir tek imalathane bir günlük üretimiyle en büyük şehri kaplayabiliyor ve sabahları güneş doğunca kısa bir zamanda gazı dağıtıyordu.

Sisleme usulü uygulandıktan sonra da birçok dünya şehirleri bombalanmıştı. Fakat bunlar sisleme ile korunmasına lüzum görülmemiş olan küçük şehirlerdi. Sisleme etkili bir korunma silahı olmuştu. Arcturus uzay gemileri daima en büyük şehirlere hücum ederdi. Dolayısıyla sislemenin uygulamasından sonra hücum ettikleri şehir, bulabildikleri en büyük şehirlerdi. Sisleme uygulanmamış olsaydı bu küçük şehirler yerine daha büyük şehirler mahvolacaktı. Böylelikle hiç değilse yirmi ila otuz milyon hayat kurtarılmıştı.

Bununla beraber mutlak sislemenin sakıncaları da vardı. Hiç bir şehrin emniyet teşkilatı şehri bir afet gibi saran cinayet dalgasını durduramamıştı. Epsilon sisi çöker çökmez bütün sokaklar karanlıktan yararlanarak icrayı sanat etmek isteyen canilerle doluyordu.

Emniyet makamları bu durumla başa çıkamayacaklarını saptayana kadar yalnız New York'ta beş bin polis memuru öldürülmüştü. Uzay savaşlarında akıl almayacak tehlikelerle boğuştuktan sonra dönen uzay gazilerinin, psikolojik bir tepkime sonucu, dünyanın sakin hayatına uyum sağlayamayıp geceleri sokaklarda kaynaşan akrep güruhuna katılmaları duruma daha büyük fecaat veriyordu.

New York, San Francisco, Londra, Paris, Berlin ve daha nice büyük şehirler de resmî makamlar geceleri sokakların emniyetini sağlamak sevdasından çoktan vazgeçmişlerdi. Epsilon gazı çöktükten sonra bütün sokaklar çetelerin ölüm kanunu altında kıvranıyordu. Bununla beraber evlerin içinde oturan halk nadiren tehlikeye düşüyordu. Zira epsilon psikozu tabir edilen bir ruh hali ile zifiri karanlıkta en gaddar en namussuz olan caniler bile, aydınlıkta bu hislerden kurtuluyorlardı. Sanki mutlak karanlık içinde yüzünü, elbisesini, herhangi bir şeyini görmeden öldürülen meçhul kurbanlar, tanınmadıkları için hiç vicdan azabı bırakmıyor ve korkunç bir rüyanın gecenin koynunda kalması için, cinayetin dehşeti de karanlık içinde kayboluyordu... Hatta ev soymalar eskisinden bile azaldı. Çünkü sokakları saran ölüm cinneti namuslu adamlar kadar, soyguncuları da tehdit ediyordu.

Epsilon sisini dehşetle dolduran bu ölüm kaynaşması içinde inzivadaki kurtlar da az değildi. Fakat asıl tehlikeli olan, çetelerdi. Bunlar arasında New York'un Karanlıkta Gezenler'i, Londranın Kan Akıncılar'ı, karanlık sokakları dolduran gece adamları namuslu vatandaşlardan ziyade soyguncular olduğu için, bunlar kendi aralarında da boğazlaşıyor, cinayet cinnetinin önüne geçilmez bir şekilde genişlemesine imkân kalmıyordu.

Yazar, mutlak sisin zararlarının farkındaydı. Büyük şehirleri kaplayan bu yutulmaz sis en az bir milyon insanın hayatına mal olmuştu. Fakat diğer taraftan belki otuz milyon can kurtardığı gibi, ölçülmez servet kaynaklarını da korumuştu. Sonuçta "Sislemeye devam edelim mi, etmeyelim mi?" sorusuna, yazar ... «Edelim» ile cevap veriyordu.

Tom kitabı ürpererek bıraktı...
Hala inanamıyordu: New York'un göbeğinde. Times Square'den iki adım ötede, 42.sokak böyle bir akrep yatağı olsun!.. Ay'dan gelmiş kırmızı canavarlar Greenville sokaklarında kol kola gezinsin ve General Eisenhover, Arcturus Gezegeni'yle çarpışan Dünya Kuvvetlerinin Venüs Bölgesi Başkomutanı olsun!

Bu ne biçim kâinattı be!

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net