|
*Uzun bir süredir bilimkurgu dünyasında yer alıyorsunuz. Bu alanda eserleri ile ayakta kalan Türkiye'deki nadir isimlerden birisiniz. İhracatla ilgili işinizin yanı sıra dağcılık alanında da varsınız. Bilimkurgunun, şu anda hayatınızdaki anlamı hakkında ne diyebilirsiniz?
Açıkçası fazla bir şey demek istemiyorum. Çünkü dünyada şu anda bilimkurguda okuyandan çok yazan olduğu için sorun var, bilimkurgu enflasyonu var. Bu da bilimkurgu üreticisi için işin tadını kaçırıyor. Bilimkurgu konusunda küskün olduğumu söyleyebilirim.
*Niçin bilimkurgu? Bilimkurguya ilginiz nasıl başladı?
Bizim nesil Jules Verne'in kitaplarını ve 60'lı yıllarda Doğan Kardeş dergilerindeki uzay maceralarını okuyarak bu işlere başladı. Dolayısıyla okul öncesi günlerden kalma bir sevgim olduğunu söyleyebilirim.
*Dağcılık hobinizden biraz bahseder misiniz?
30 yıldır dağcılığı yapıyorum. Gittikçe de artan bir tempoyla yapıyorum. Bir 20-25 yıl daha yapmayı düşünüyorum. Dağcılıktaki hedefim bu.
*Hobilerinizdeki önceliği nasıl kullanırsınız? Bilimkurgu mu, dağcılık mı?
Tabii dağcılık yönünde kullanırım. Bilimkurguyu bırakma konusunda bir hap olsa o hapı kullanırım. Yani BK hobim değil olsa olsa "fobim" diyebilirim. Şu anda bilimkurgu ile ilgili pek iyi şeyler üretildiğini düşünmüyorum. Üretilenleri de kabul edecek bir kitlenin olduğunu zannetmiyorum. Biraz küskünüm bu anlamda.
*Bilimkurgu alanında yayınlanmış öykü ve roman olarak beş kitabınız var. "2000'li Yılların Öyküleri" (1992) ile başlayan eserleriniz devam ettikten sonra en son 2005 yılında "XP ya da Her Şeyin Bedeli" yayınlandı. Bilimkurgu eseri yayınlamak, Türkiye'de nasıl bir maceradır?
TEYP KASETLERİ (öykü)
Esasen 1987 yılında "Başkan Oyunu" kitabımla başladı. Daha sonra kitap pek satmıyor diye kapağı değiştirildi. Başka bir yayınevine kitabı çektik. (2000'li Yılların Öyküleri) İlk kapak daha güzeldi. Öyküler çok güzel, hala bana güzel geliyor.
Türkiye'de Bilim Kurgu yayınlamak tatsız ve iç kırıcı bir macera. Okur kitlesi çok olsa kendi kendine çalışacak. Okur kitlesi yok gibi. Türkiye'de yaklaşık herhalde 10000 kişi yazar vardır. Kitabını yayınlatmış veya yayınlatmaya çalışanlar olarak. Bunların da yaklaşık 10 tanesini insanlar bilir. Geri kalan diğer 9990'ı kitabım çıktı, çıkamıyor, telifimi aldım, alamıyorum veya yayınevi bana kazık attı şeklinde hayatlarını sürdürüyorlar. Bir ara bayağı hevesliydim. İç kırıklığı o dönemlerde oluştu. Şu anda hevesim kalmadığı için canım isterse öykü yazıyorum. Kafamda dört beş tane roman projesi de var. Kendi yazma eğlencem olarak. Öykü kitabım bitmiş durumda. Diğerleri biter mi bilmiyorum. Oturur bitirirsem belki yine aynı kırıklığın peşinden giderim yayınlatmak için.
*Bilimkurguyu kitap veya filmlerden takip edebiliyor musunuz?
Çok etmiyorum. Televizyonda da pek çıkmadığı için seyretmiyorum. Kılıçlı ejderli fantezilerini saymıyorum zaten. Gerçekten de adam ne kadar iyi bulmuş diyebileceğim şeye de rastlamıyorum. Şu anda dünya sinemasında bilimkurgu pek yok. Uzay Yolu'nun (Star Trek) orijinal, 1960'lardaki dizilerini buldum. Neredeyse bir oturuşta, hepsini seyrettim. Çok keyifli, hepsi bilimkurgu öyküsü. Şimdi öyle bir şey yapılmıyor artık. Çok ilginç, alternatif bir dünyanın yaratıldığını şu anda görmüyoruz artık.
*Eserlerinizde kolay okunurluk ve akıcı bir dil dikkati çekiyor. "Boğaziçi ve Ötesi" romanı ile "XP ya da Her şeyin Bedeli" romanlarınızda ise gençlerin günlük dilini bazen argo sözler de dahil olmak üzere kullanıyorsunuz. Kendi internet sitenize koyduğunuz en son romanınızın dili ile ilgili olarak yapılmış röportajda bir parça eleştiri de var sanıyorum.
İnsanlar pek çok konuda konformist olduğu için dilin de halkın konuştuğu gibi yazılmasını yadırgıyorlar. Biz normalde Türk halkı analı avratlı konuşuruz. Küfürü, karşındaki insana kötülük dilemek olarak alırsak aslında fazla küfür ettiğimiz söylenemez. Ama küfürü, ayıp sözlerle konuşma anlamında düşünürseniz, evet, çok küfrederiz. Bunun Amerikan örnekleri var şu anda okuduğum bir çizgi romanda, her cümlede "fucking, fucking..." beşten aşağı geçmiyor. Herkes öyle konuşuyor. Sokakta adamı anlatıyorsun, bunları almak zorundasın. Bunu değiştirecek bir tarafın olacağını düşünmüyorum açıkçası. Çok sahte, çok yapay bir şey üretirseniz dil anlamında herkesi kaçırır, güldürürsünüz. Ben gülüyorum şu anda o tip yapmaya çalışanlara.
*Zühtü Bayar, "Bilimkurgu ve Gerçeklik" kitabında 1990-1997 dönemine ait olarak; "Nostromo ve Atılgan semi-prozine ve fanzinin yayına başlaması. Haldun Aydıngün, Müfit Özdeş, Gurur Ası ve Sabri Gürses gibi yeni yazarların ortaya çıkarak; Çağlayan Kuşağı yazarları Zühtü Bayar, Orhan Duru, Sezar Erkin ve Selma Mine'ye katılmaları ile Türk bilimkurgu edebiyatının Altın Çağı'nın başlaması..." yorumunu yapmış.
|