ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg

TÜRK YAZARLARDAN ÖYKÜLER - ŞİİRLER

EVRİM KONGRESİ

Evrensel Mahkeme Tutanakları. Bölüm 6-123

KAÇAK

HİÇ BEKLENMEYEN BİR AŞK

SIRADAN BİR İŞ GÜNÜ

DRASORYA

UZAK GEZEGENİN İNSANLARI

2027 - 88.DAVA
GALAKSİLERARASI KONGRE
300.YAŞGÜNÜM İÇİN KONUŞMA

TEYP KASETLERİ

ZOMBİ


TEYP KASETLERİ


Lütfen sol sütundaki isimleri tıklayınız!

amblem.2.k.jpg

TEYP KASETLERİ

Haldun AYDINGÜN


BAŞKAN OYUNU, 2000'lerin ÖYKÜLERİ,
Mavibulut Yayınları, 1991, 140 s

080906215128_1_.jpg

Gülçin uzun zamandır ilk kez anneannesinin yaşadığı iki katlı eve geliyordu. Büyüklerin yanında oturunca sıkıldı. Kalkıp evi dolaşmaya başladı. İsterse dışarıya çıkabileceğini söylediler ama canı tanımadığı kişilerle oynamak istemiyordu. Bir süre salonda dolaştı. Yemek masasının yanındaki camekânlı dolaba uzun uzun baktı. Dolap yıllar önce alınmış kristal bardaklarla, hiç kullanılmayan gümüş çatal, bıçaklarla doluydu.

Birden tavan arasına çıkmak aklına geldi. Mutfağın yanındaki merdivenleri yavaş yavaş tırmanıp kapıya ulaştı. Açmadan önce aşağıdakilerden gelen sesleri dinledi. Sonra usulca kapıyı araladı. Burası camekânlı balkonu olan büyükçe bir odaydı. Odanın tam ortasında büyük iki kişilik yatak duruyordu. Az ilerde sararmış gazeteler vardı. Tarihlerine baktı, hepsi de kendi doğumundan önce basılmışlardı. Birkaç habere göz gezdirdi; ancak fazla ilgisini çekmedi.

Etrafına bakınırken girdiği kapının hemen yanında daha önce hiç fark etmediği küçük bir başka kapı gördü. Merakla gidip mandalını açtı. İçerisi kapkaranlıktı. Gözlerinin alışması için bir süre bekledi, sonra hemen girişte duran elektrik düğmesini çevirdi. Ampulün sarı ışığı tozlarla kaplı ortamı aydınlatıyordu. Gülçin buranın Kırkharamilerin mağarasına benzediğini düşündü.

İçeri girip büyük sandıkları, otomobil lastiklerini, abajurları ve gördüğü her şeyi incelemeye başladı. Tozlar arasında yabancı dilde mağaza katalogları, eski araba broşürleri, 1962 yılına ait bir takvim, (bir lastik şirketinin takvimi) vardı. Değişik kutularda bir zaman kullanılıp, sonra gözden düşmüş pek çok ıvır zıvır vardı.

Her şeyi zevkle karıştırırken kenarda iplerle bağlı küçük bir karton kutu dikkatini çekti. Yerde, büyük dolabın yanında atılmış gibi duruyordu. Eğilip kutunun üstüne baktı, elle kocaman harflerle yazılmış yazıya önce hiçbir anlam veremedi. "Torunum Gülçin'e" yazıyordu kutunun üstünde. Gülçin bir an düşündü. Ailede kendisiyle aynı ismi taşıyan hiç kimse yoktu ve bildiği kadarıyla da olmamıştı. Öyleyse? Gülçin'in içinden bir ürperme geçti. Olabilir miydi? Kutuya elini sürdü. Kendisi içindi bu kutu... Ama neden burada bırakılmıştı.

İki eliyle yerden aldı, çok ağır sayılmazdı. Dışarıda, aydınlıkta bakmak istedi. İpleri biraz zorlanarak çözdü. Kapağını açtığında onlarca teyp kasetiyle karşılaştı. Hepsi de oldukça iyi durumda gözüküyorlardı. Üstlerindeki eski etiketlerde sadece elle yazılmış sayılar vardı. İlk aldığının üstünde "12" yazılıydı. Bir başkasına baktı "34" sayısını okudu. Daha sonra "11"i buldu. Bunlar bir tür sıralamayı belirten sayılar olmalıydı. Hemen birinci kasedi aramaya başladı. Kutunun en dibinde buldu aradığını. Sonra çıkan bütün kasetleri sıraya dizdi. Tam doksan dört taneydiler.

Kutuyu bulduğu yere yerleştirdi. Sadece 1 numaralı kasedi alarak aşağıya indi. Salona gidip teybin içine yerleştirdi, sesi iyice kıstı. "Merhaba Gülçin! Ben senin dedenim yavrum." Gülçin şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibiydi. "...Dün gece uyurken seni rüyamda gördüm. Uzun sarı kıvırcık saçlarını çok sevdim..."

ba_kan_oyunu.k.jpg

Gülçin'in şaşkınlığı daha da artıyordu. Eli farkında olmadan, gerçekten de uzun, sarı ve kıvırcık" olan saçlarına gitti. Teypteki yorgun ama sevimli yaşlı erkek sesi konuşmaya devam ediyordu.

"Bana çok uzak duruyordun, sana bir türlü yaklaşamıyordum, seslendim ama duymadın. Biraz önce öğle yemeğinden geldiğimde, bir an içim geçmiş, seni tekrar gördüm. Bu kez çok daha yakındın sesimi duyabileceğini hissettim. Hemen kalkıp teybimi aldım ve işte seninle konuşmaya başladım."

Gülçin duyduklarına bir türlü inanamıyordu, dedesi, kendisi doğmadan çok önce. ölmüştü. Kasetten hiç ses gelmez olmuştu. Teybi kapadı, düşünmeye devam etti. Konuşanın dedesi olduğuna inanıyordu ve neden bilmiyordu ama bu kasetlerden kimseye söz etmemesi gerektiğini düşünüyordu. Koşarak annesinin yanma gitti.
"Anneciğim dedemi anlatsana bana."

Gülçin'in annesi bir an durdu. İlk kez kızı dedesini soruyordu.
"Nereden çıktı bu şimdi?"
"Anneciğim sadece merak ettim, nasıl biriydi?"

Annesi biraz düşündü.
"Onu çok severdik, bize çok iyi davranırdı."
"Peki torunlarını da sever miydi?"
"Torunlarını mı?"

Kadın üzüntüyle gülümsedi.
"Eğer torunlarını görebilseydi herhalde çok severdi."
"Neden? Hiçbirini göremedi mi?"

"Hayır, en büyüğünüz Murat ağabeyin doğduğunda, dedenin ölümünün üstünden bir yıl geçmişti. Füsun ablan ise iki yıl sonra doğdu, hemen arkasından da sen geldin. Deden hep torunlarını görmek isterdi, her fırsatta bize evlenip çoluğa çocuğa karışmamızı söylerdi."
"Ama siz onu dinlemediniz değil mi?"

"Gülçin'ciğim sadece söz dinlemekle olmuyor ki, biz üç kız kardeş de okuyorduk, daha çok gençtik. Hem zaten kendisi de kırk beş yaşma kadar evlenmemiş, eğer otuzunda evlenseydi, hepinizi görürdü."

Gülçin'in içi bir garip olmuştu. Cebinde tuttuğu kasedi hatırladı. İlk fırsatta devamını dinlemek istiyordu.

İki gün sonra kendi evlerinde, annesi komşulara gittiğinde, heyecanla kasedi teybe koydu.
"Sevgili torunum, ne güzel gene karşımdasın..."

Gülçin korkudan bayılacağını hisseti, ama gene de o tatlı sesi duymaktan zevk alıyordu.

"...Geçen gün ilk kez seninle konuşurken, birdenbire gözümün önünden kayboluverdin. Şimdi ise seni çok daha iyi görebiliyorum. Tam karşımda oturuyorsun, üzerinde beyaz bir elbise var..."

Gülçin'in üzerinde beyaz bir elbise vardı.
"...Evet, tam karşımdasın ve hiç konuşmadan oturuyorsun..."

Gülçin teybe dikkatle bakıyordu ve ne yapacağını bilemiyordu.

-devam-


bilimkurgu@x-bilinmeyen.net