ba_l_k_yaz_s_.1.dernek.kk.jpg

Ekoköy'ü Savunma

Ekoköy'ü Savunma


amblem.2.k.jpg

EKO-KÖY'ü SAVUNMA

"Benim kafamdaki eko-köy, devlete güvenlik için bile bel bağlamayan, her türlü afete ve felakete hazırlıklı bir yer... Mesela eko-köyün sığınakları olmalı. Köy sakinleri silah kullanmayı bilmeli, kendini şiddete karşı her durumda koruyabilmeli."

...demişti bir doğa sever. İşte o anda sabrımın da sonuna dayanmıştı...

"Etrafımızda insanlar açlık ve sefalet çekiyorsa, bizim eko-köyümüz nispeten bolluk bereket içinde ise, bazı insanlar araziyi silah zoruyla işgal etmek ve eko-köyümüzü elimizden almak isteyebilir."

...diye de devam etmişti üstelik...

Nasıl bir vicdan ve paylaşım duygusu yoksunu yaşamdı acaba eko-köy ? Yoksa, duvarların elektrik verilmiş dikenli telleri arkasında mutlu mesut yaşayabileceğini mi sanıyordu birileri?..

Eğer bir eko-köy, kendisini güvenlikçiler, sığınaklar ve silahlarla korumayı planlıyorsa, şiddetin hangi köşeden çıkacağını bekliyor, felaketin olmazsa olmazlığını kurguluyorsa o ne bir eko-köydür ne de yaşayanları "eko" kısaltmasının içeriğinden haberdardır.. Bence onlar, çelik kapılı evlerinde oturmaya ve hava karardığında dışarı pek çıkmamaya özen göstermelidir...

Ne zaman ki, kuşkularımızı beslemeye ve sığınaklarda huzur aramaya başlarız, eko'dan kastımız olan doğal kurguda, mevcut olmaması gereken endişelerin esiri oluruz. Ardından, bireysel hastalıklarımızın yaratım süreci başlar ve evrensel uyumsuzluklara kadar uzanan alacakaranlık bir yolun yolcusu oluruz.


SİMÜLATÖR (öykü)

EKO-KÖY YOLCULARINA

kendi_enerjisini.1.jpg

Bugüne kadar binlerce insanla paylaştığımız ve deneyimleyenlerin onayını aldığımız benzeri düşüncelere kapıları kapatıp, kendi silahlı gücümüzü oluşturmamız gerektiğine inandığımız an bu, artık tabeladan ibaret "eko-köy"ün önüne, kocaman bir "Gel benim huzurumu kaçır!" yaftasını asmak anlamına gelir.

İşte o günden sonra olacaklar, sadece ve sadece orada yaşayanların yarattığın kader olur... Kimsenin dayatması yada kaçınılmaz son değil...

Silah ve ekoloji, doğal yaşam ve serpinti sığınağı, derin düşünebilme becerisi ve endişeler yan yana barınamaz. Çünkü biri diğerini mutlaka yok eder. Yani silaha sarılıyorsak insanca yaşam şansını, endişelerimizi besliyorsak derin düşünmenin nimetlerini elde edemeyiz. Sadece zannederiz...

İnsanların büyük çoğunlukla "keşke hiç olmasa dedikleri" orduları yaratan, besleyen ve dünyanın en büyük harcama makinesi haline getiren şey, birbirine kuşku ile bakan halkların beslediği endişelerdir.

Sadece zihinsel enerjimize ihtiyacı olan bu güzel yolculuğun, karanlık bir sokakta sona ermesine gönlüm razı olmadığından diyorum ki; doğru tanımı ile bir eko-köy hiçbir silaha ihtiyacın olmadığı yerdir. Bu bir "doğanın içsel dengesini keşif yolculuğudur" sadece...

Farkına varılabildiği ve içselleştirildiği takdirde zaten var olan, adını ne koyarsanız koyun o muhteşem denge, kendisini ve bizi korumayı daima bilecektir..

Nisan 2008