|
Bendeniz, pek de bilimsel olmayan, hatta hayli yoğun duygusal nedenlerle, 27 yıl önce İstanbul'dan eşim ve çocuklarımla birlikte kaçıp, bir yıllık Bursa tanışıklığının ardından "Ürünlü" köyünde yaşamayı tercih eden bir kardeşinizim. "Kelaynak Kuşu" gibiydik o sıralar...
Ekoloji denen şeyi ve köylü olmayı yaşayarak öğrendik. Yani sadece okumadık, bir güzel yoğrulduk, yorulduk ve deneyimledik... Doğa ile bütünleştiğimizi hissettik sonunda... Artık o bizi dinliyor, biz onu anlıyoruz...
Bilim dediğiniz şey yıllar boyu bize, vitaminlerden, antibiyotiklerden, bir süre sonra yasak listelere dahil edilen ilaçlardan, dondurulmuş ve de katkılı gıdalardan, sadece "daha çok daha çok" kaygısı ile üretilen içi boş ve de sonunda genlerine tecavüz edilen besinlerden bahsetti.
Öldürücü zehirleri, suni gübreleri salık verdi "bu doğrudur" diye.. Hala da veriyor... Ne olur şu bildik bilimi bulaştırmayın ekolojiye de saf ve temiz kalsın. Ama aklı selim, sağduyu diyorsak o başka!..
Ekolojinin tabanında sadece bilgelik yatar...
Toprak sizi sakinleştirir, yeşil sizi tedavi eder. Doğa ile baş başa kalınca o size öğretir kendisine nasıl davranacağınızı bire bin verirken... Dostluklar sağlam temellere kavuşur kentsel kaygılarda kurtulduğunuzda.
Tartışma boyutundan katkı koyma boyutuna geçiverirsiniz fark etmeden.. O yüzden endişe etmeyin biz bu eko-köyde nasıl bir taban oluşturacağız diye.. O taban zaten vardır ve siz onu değil o sizi oluşturur, kaygılanmayın... Bir deli cesaretten başka şeye ihtiyacınız yok bence... Bir adımda oradasınız...
Taşlar, yıldızlar, otlar, böcekler, süs olsun diye yaratılmadı hiç biri... Evrende seyirlik hiçbir şey yok, hepsi yaşamalık... Yediğiniz ekmek kadar gerçek hepsi...
Doğal yaşamayı seçtiğinizde, yani kendiniz ile baş başa kaldığınızda, sanıyor musunuz ki, tavuğun yumurta verimi ve güneş enerjisi kullanma biçimleri ve dünyanın geleceği dışında paylaşacak şey olmayacak?..
O işler artık bir rutin olacak ve zihninize hücum eden yukarıdaki sorulara delice yanıtlar aramaya başlayacaksınız kalan dingin zamanda. Ve bence esas görevini o gün yerine getirecek eko-köy, "sizi kendinizle başa başa bırakarak"...
|
|
Bilimkurgu'dan Örnekler
|
|
|
Bir taşın bir ağacın adını kendisine sormadıysanız, bir granit kayanın yada bir kristalin enerjisini hissetmedi ve kullanmadı iseniz sizi kınamam. Ama bu enerjiyi reddederseniz sizin için üzülürüm... Bir karınca ile konuşup, hatta bir hamam böceği ile zihinsel ilişki kurup evinizden uzaklaştırabileceğinizi düşünmüyorsanız ve öldürücü spreylere sarılıyorsanız sizi hor görmem. Çünkü size bize öğretilen "o sanal gerçekleri" aşar bu durumlar. Ama, gerçek sandığınız "alacakaranlıkta" kaldığınız için esef ederim yalnızca..
Zihinsel enerjinizi kullanarak kendiniz başta olmak üzere yakın çevrenize şifa kanalı olma, ellerinizden akıp giden enerjiyi kullanma fırsatınız olmadı ise diyeceğim yoktur. Tıbba inananlar, Kendi yarattıkları gerçeğe enerji verir ve onun yansımalarını ilaç ve tedavi olarak geri alırlar ve kendilerini başkası iyileştirdi sanırlar. Fakat bu oların gerçeğidir. Yadsıyamayız ve kınayamayız...
İki yıl önce üzerinde çalıştığım hayli büyük bir çocuk hastanesi projesi sırasında tüm uzman doktor arkadaşlar ağız birliği ederek, "Biz mutsuz bir çocuğu tedavi edemiyoruz" demişlerdi.. Demek çocuk da olsa, zihinsel yaklaşımı ile iyileşmeye karar veren ya da reddeden bizzat kendisi idi... Kimyasallar sadece yansımasıydı talep edilen şifanın...
Yurt dışında önemli çalışmaları olan onkoloji uzmanı bir başka Profesör doktor dostumuz da şöyle söylemişti: "Biz kanseri tedavi edemedik ve edemeyeceğiz. Peki iyileşenler mi ?.. Onlar sadece iyileşeceklerine inananlar ve zihinsel şifayı kullanabilenler... Benim bunları açıkça ifade etmem, tıp camiasından aforoz edilmeme yol açar. Çünkü trilyon dolarlık tıp sanayinin çökmesine kimse izin vermez. O yüzden, ancak inandığım dostlarıma söyleyebiliyorum bunu" demişti...
Aydınlanma, önce yargılarımızdan vazgeçme ile başlar... Tek bir misyonumuz var bence, kimseyi kınamadan sadece kendi doğrularımızı yaşamak ve aktarmak... Tespit ile yargılama arasındaki ince çizgiyi çok kolay aşmaktayız...
Bilim adamları araştırmış, "Kazlar neden 'V' şeklinde bir grup oluşturarak uçarlar" diye... Sonuçta, kazların hiç de "kaz kafalı" olmadıkları ortaya çıkmış. Uçan her kuş, kanat çırptığında arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı oluşturuyormuş. 'V' şeklindeki uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlarından doğan hava akımını kullanarak, uçuş menzillerini % 71 oranında uzatıyorlar, yani tek başına gidebilecekleri yolu, grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.
Bize çıkan ders: Belli bir hedefi olan ve oraya ulaşmak için bir araya gelen insanlar, daha kolay ve çabuk erişirler amaçlarına. Çünkü birbirlerinin çekimini ve enerjisini kullanırlar. Bizim gibi "kelaynaklar"ın deneyimlerini de katık ederlerse, yolculuk daha da kolaylaşır gibi geliyor.. Ne dersiniz ?..
Eylül 2007
EKO-KÖY'ü SAVUNMA
|
|
|
|